YÜZMENİN KAS-İSKELET
SİSTEMLERİ ÜZERİNE ETKİLERİ
(Kaynak Dr. Ahmet Bozdoğan)
Kas gerilebilme ve kasılabilme yeteneğine sahip liflerden
oluşur.
Kas dokusu üç'e ayrılır.
1- İskelet Kasları (İstemli Kaslar)
Vücudu harekete geçiren kaslara iskelet kasları denir. Antrenman
yolu ile oluşan değişiklikler en belirgin şekilde iskelet
kaslarında görülür. İskelet kasları hareket için güç sağlarlar
ve vücut kaslarının 7/8'ini oluştururlar. Genel olarak bir
kasın % 75-80'i sudan, % 18-20'si proteinden, geri kalan
bölümü ise karbonhidrat, lipit (yağ), mineral ve non-proteik
azottan oluşmuştur. Kasta % 0.5-1.5 oranında glikojen şeklinde
bulunan karbonhidrat, bilindiği gibi, organizmanın en önemli
enerji kaynaklarından biridir.
İskelet kasları, beyaz ve kırmızı kaslar olarak iki gruba
ayrıLırlar. Beyaz kaslar (Fast-Twitch muscle fibers ya da
kısaca FT), kırmızı kaslara (Slow-Twitch muscle fibers ya
da kısaca ST) oranla daha çabuk kasılırlar ve uzun süre
iş yapmayı gerektirmeyen görevlerde yer alırlar. ST-liflerinin
çevrelerinde kılcal damar çoktur. Aerob metabolizmayı kullanırlar.
2- Düz Kaslar (İstemsiz Kaslar)
İç organlarının yapısında yer alırlar ve uzun süreli düzenli
faaliyette bulunurlar. İsteğimiz dışında çalışırlar.
3- Kalp Kasları (İstemsiz Kaslar)
Kalpte bulunan ve uzun süreli düzenli faaliyette bulunan
kas tipidir. İsteğimiz dışında çalışırlar.
Kasların Yapısı ve Bazı Özellikleri
1. Kasın başlangıç noktası olan "origo" sabittir.
Bir kas, kasın sonlandığı nokta olan "instersiyo"yu
kendine doğru çekerek hareket eder.
2. Kasın gövdesi, kas liflerinin demetler halinde "sarkolemma"
adı verilen zarlar tarafından sarılması ile oluşur.
3. Tendon, kasın kemiğe yapıştığı bölümdür.
Bu konu hakkında daha fazla
bilgi almak için Dr.Ahmet Bozdoğan'ın yazmış olduğu "Yüzme
Fizyoloji - Mekanik - Metod " kitabını satın alabilirsiniz.
Satın almak için tıklayınız
Kalp-Dolaşım Sistemi Üzerine Etkileri
Antrenmanlar ile kalbin dakika volümünü arttırmak mümkündür.
Bu artışın gerceleşmesi maximal ve submaximal yapılan yüklenmelerle
mümkündür. Yapılan araştırmalar kalbin dakika volümünü arttıran
en iyi yolun submaximal (%70 ve altı) yüklenmeler olduğunu
ortaya koymuştur. Kalbin dakika volümünün artması, dokuların
oksijen ihtiyacının karşılanması bakımından çok önemlidir.
Bu sebeple orta ve uzun mesafe yüzücülerin bu özelliğini
geliştirmeleri önemlidir.
Bilindiği gibi, kalbin dakika volümünün artması, öncelikle
atım volümünün (her atımda pompalanan kan miktarı) ve de
kalp atım sayısının artırılması ile olanaklıdır. Su içindeki
yatay pozisyon, kalbin atım volümünün ayakta duruşa oranla
daha iyi olmasını sağlar. Çünkü, bu pozisyonda, kalbin kan
ile doluşu daha iyi olur. Su içinde, suyun kaldırma kuvveti
yerçekimine karşı koyar. Bu konumda kalp, kanı yer çekimine
karşı atmak zorunluğunda kalmaz. Ayrıca, suyun kaldırma
kuvvetinin yer çekimini karşılanması ve suyun alt ekstremitelere
uyguladığı hidrostatik basınç, havada dik durumda iken karşılaşılan
"Kanın alt ekstremitelerde toplanma eğilimini"
elemine eder. Diğer taraftan, su içinde kalp, ısı düzenlemesine
yardım amacıyla deriye fazla kan göndermek zorunda kalmaz.
Bu kan çalışan kaslara aktarılır.
Özetlersek, yüzücülerdeki dolaşım diğer spor dallarındaki
sporculara oranla farklılıklar gösterir. Bu durum, su içindeki
vücudun yatay pozisyonda olmasına bağlıdır. Bu pozisyonda
kalp kan ile tamamen dolar ve sonuçta kalbin tek bir kasılışında
daha fazla kan vücuda pompalanır.
Düzenli antrenmanların kalp üzerine yaptığı olumlu
etkiler şunlardır.
1. Antrenman ile kalp odacıklarının hacmi büyür. Kalp odacıklarının
büyümesi ile kalbin içine aldığı kan miktarı artarken, dakika
volümü artar. İyi antrene edilmiş sporcularda kalbin yük
altında bir dakika içinde pompalandığı kan miktarı 35-40
litreye kadar çıkabilmektedir.
2. antrenman sonucunda, kalp kaslarında "hipertrofi"
denilen gelişme, kalınlaşma, kuvvetlenme meydana gelir.
Bu gelişmelerle kalbin pompalandığı kan daha güçlü bir şekilde
organizmaya dağılır.
YÜZMENİN SOLUNUM
SİSTEMLERİ ÜZERİNE ETKİLERİ
Temel
görevi, kana oksijen vermek ve kandaki karbondioksiti almak
olan solunum sistemi, ağızdan ve burun dan başlayarak akciğerde
sonlanır. Ağızdan ve burundan alınan hava "trakea"
adı verilen ve havanın iletilmesini sağlayan boru yoluyla
akciğerlere gelir. Akciğerlere gelen ve akciğerlerin yapısında
bulunan "alvoel"lere (hava kesecikleri) yerleşe
havada % 14-15 oksijen ve % 4.9-6.9 oranında karbondioksit
vardır. Çevresi kılcal damarlarla sıkı bir şekilde çevrilmiş
ola alveollerle kılcal damarlar arasında gaz alış verişi
olur. Gaz değişimi diffüzyonla meydana gelir. Örneğin, vennler
(toplara mar) içinde akciğerlere gelen karbondioksitten
zengin kan, akciğer yapısındaki alveol keselerine geçerken
burada bulunaı oksijen de kana geçer.Eritrosit
içinde dokulara gelen oksijen il bağlanmış hemoglobin molekülü,
oksijenini aktif dokulara verir. Bu alışveriş ise aşağıdaki
şekilde belirtilmiştir. Antrenmanlar sırasında organizmanın
oksijen gereksinimi ortar. Bu artışa paralel olarak, bu
gereksinimi karşılayacak dolaşım ve solunum sistemlerinin
de bu duruma fizyolojik bir uyum göstermesi gerekir. Dokuların
oksijene olan gereksinimi arttıkça, solunum sisteminin organizmaya
soktuğu oksijen miktarı ve bu oksijeni dokulara taşıyacak
olan dolaşım sisteminin faaliyeti artar.
Dinlenme durumunda bir kişi dakikada 12-16 kez soluk alırken,
atrenmanlar sırasında solunum frekansı 40-50'y kadar çıkabilir.
Kişinin bir dakikada aldığı hava miktarı ise o kişinin
dakika başına solunum volümünü (hacmini meydana getirir.
Dakika Başına Solunum Volümü= (Bir Solukta Alınan Hava
Miktarı) x (Bir Dakikadaki Solunum Sayısı)
Dinlenme durumundaki bir kişinin dakika başına solunum
volümü 5-8 litre/dk. civarındadır. Bu miktar, yük altında
120 It./dk.'ya, bazı durumlarda da 140 It./dk.'ya kadar
yükselebilir.
Fiziksel çalışmalarda bir taraftan solunum volümü, diğer
taraftan da solunum frekansının artırılmas ile solu-num-dakika
volümü artırılmış olur.
««Geri
ileri»»